www.gulsehir.comgrandpashabetslotograndpashabetkonya eskorttaraftarium24silvercrestgolf.comradyoenerji.com.tr1xbet1winbahis sitelerideneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren sitelerdeneme bonusu veren siteleriptv satın aliptv satın altaraftarium24casibommatadorbetbahis forumbetofficematadorbetkralbetjojobetinterbahismarsbahis güncel girişmatbet girişgrandpashabetdoedagrandpashabetcasibomGrandpashabetmatbet güncel girişmarsbahis güncel girişmatbetmarsbahismatbetpradabetimajbetvdcasinoromabet girişholiganbetholiganbet giriştipobetgrandpashabetteosbetcasinomilyonbahiscasinocasinoroyalbetgitradissonbetgameofbetradissonbetgrandpashabetcratosroyalbetradissonbetmarsbahisradissonbetgrandpashabetgrandpashabetpalacebetbetplaytambetMercurecasinobetpuansonbahisamgbahisbetpuancasinolevantbetpuanamgbahiscashwinesbettambetmatbetjojobetharbiwinharbiwinroyalbetGrandpashabetsuperbetinbetnanocasinoperjojobetcasibom girişimajbetmarsbahisperabetbetlikeJojobetJojobetCasibom GirişCasibomJojobetcasibom girişJojobetJojobethttps://google2.com/CasibomCasibombahiscasinoteosbetsloganbahis girişgrandpashabetholiganbetgrandpashabet girişBeşiktaş Escortextrabetextrabet girişmegabahisbetasusholiganbetcasino apivdcasino güncel girişcasinomilyonkralbetdizipalluxbetluxbetMarsbahisholiganbet
DOLAR 45,0305 0.03%
EURO 52,9060 0.17%
ALTIN
BITCOIN 3507605-0,23%
Lefkoşa
°

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

“Batı’nın asimetrik desteği çözümsüzlüğü kalıcılaştırdı”

“Batı’nın asimetrik desteği çözümsüzlüğü kalıcılaştırdı”

ABONE OL
27 Nisan 2026 14:32
“Batı’nın asimetrik desteği çözümsüzlüğü kalıcılaştırdı”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin en kritik evrelerine tanıklık etmiş, Merhum Rauf Denktaş’ın Siyasi İşler Müdürü, araştırmacı ve yazar Şakir Alemdar, Kıbrıs Sorununun dünü ve bugününü çarpıcı bir perspektifle HALKIN SESİ’ne değerlendirdi.

HALKIN SESİ İstanbul temsilcisi ve köşe yazarı Uğur Bakıcı’nın Şakir Alemdar ile gerçekleştirdiği özel söyleşide; 1960 Ortaklık Cumhuriyeti’nin Rum tarafınca nasıl bir ‘Enosis basamağına’ dönüştürüldüğünden, Batı’nın sunduğu asimetrik desteğin çözümsüzlüğü nasıl kalıcılaştırdığına, statükonun maliyetinden halkımızın geleceğini şekillendirecek siyasi vizyona kadar pek çok hayati konuyu mercek altına aldık.

Uğur Bakıcı’nın Şakir Alemdar ile gerçekleştirdiği röportaj şöyle:

Bir süredir diğer bölge sorunları nedeniyle gündemden düşmüş gibi görünen Kıbrıs Sorunu, Gazze ve İran krizleriyle yeniden gündemin başlarına taşınmış gibi görünüyor. Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

Haklısınız. Çünkü Kıbrıs adası, dünyanın en kritik bölgelerinden birinde bulunmaktadır. Arap-İsrail savaşları, Ortadoğu petrolleri, Filistin sorunu, petrol boru hatları, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol kaynakları gündeme geldiğinde, Kıbrıs adası da hep gündeme gelmektedir

Bu durum, tarihsel olarak Kıbrıs sorununda esas belirleyici faktörün, adanın stratejik önemi olduğu iddiasını da güçlendiriyor. Bulunduğu coğrafya Kıbrıs’ı büyük güçlerin etkilemek istediği bir ada hâline getirmiştir. Bu nedenle Kıbrıs sorununu geniş çerçevede görmek gerekir.

Kıbrıs Sorununun, 1960 Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyeti’nin yıkılmasıyla başladığı söylenir. 1960 yılında Rum ve Türklerin oluşturduğu Kıbrıs Cumhuriyeti, nasıl bir Cumhuriyetti?

1960’ta kurulan iki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti siyasi eşitliğe dayalı ortaklıktı. Türkler; 10 bakanlıktan 3’üne, kamu görevlerinin %30’una, ordunun %40’ına sahipti. Yasaların geçmesi için veto yetkisi vardı. Sistemin adı “fonksiyonel federatif” idi. Aslında ayrı çoğunluk hakkı konfederal özelliktir. Garantörlük sistemiyle Türkiye-İngiltere-Yunanistan adada anayasal düzen tehlikeye girerse müdahale hakkına sahip olacaktı.

Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyeti neden çöktü?

Kıbrıs Ortaklık Cumhuriyeti bir uzlaşmaydı ve her iki taraf da istediklerinin tamamını elde edememişti. Kıbrıs Türkleri için bu ortaklık nihai bir çözümdü. Rumlar için ise değildi. Rumların hedefi Enosis’ti. Makarios bağımsızlığı bölünmeyi önlemek için kabul eder gibi görünmek zorunda kaldı. Amaç Enosis’e basamak yapmaktı. Makarios anlaşmayı imzaladığı günden itibaren bu ortaklığı yıkmayı ve onu gasp etmeyi hedefledi. Rum liderliği anayasanın uygulanmasını engelledi ve saldırgan adımlar attı.

Bu çöküş tam olarak nasıl oldu?

Rum tarafı Türkleri azınlığa dönüştürmek için anayasa değişikliği istedi. Kabul edilmeyince EOKA devreye sokuldu. Akritas Planı hazırlandı.

1963’te 13 maddelik değişiklik Türkler tarafından reddedildive bunun üzerine Rum saldırıları başladı. Türkler devlet organlarından dışlandı. Havaalanları ve limanlar Rum kontrolüne geçti. Türkler kuşatıldı. Çok sayıda Türk öldürüldü, nüfusun dörtte biri göçmen oldu. Büyük kayıplar verdiler. Ancak direniş sürdü ve Türkiye destek verdi. Rum liderliğinin hesaplarını bozan bu direnişti.

Kıbrıs Cumhuriyeti yıkıldıktan sonra ne oldu?

Bu sorunuz Kıbrıs sorununun can damarıdır.

ABD ve İngiltere ortaklığı yeniden kurmak yerine yeni denge oluşturdu. Rumların elde ettiği avantajlar meşrulaştırıldı. Rum tarafı tüm adanın hükümeti olarak tanındı. Türkler azınlığa itildi. Türkiye’nin etkisi sınırlandı. Batı için bu yeni denge çıkarlarına uygundu. Ancak bu Türklerin ortaklık haklarının tümüyle gasp edildiği tarihi boyutta bir haksızlıktı.

Güvenlik Konseyi daimî üyeleri neden Rum tarafını Kıbrıs Hükümeti olarak tanıdı ve Kıbrıs Türklerini azınlık olmaya mahkûm etti?

Bu karar konsey daimî üyelerinin soğuk savaş çıkarlarını korumak amacıyla alındı. İngiltere üslerini kaybetmek istemiyordu. Rumlarla iyi geçinerek üsleri garanti altına almak istedi. Çünkü Türkler küçük ve zayıf bir toplumdu ve İngiliz üslerini tehdit edemezlerdi. Yani İngiltere Rum’un dümen suyunda giderek üslerin geleceğini garantiye almaya çalıştı.

ABD’de Makarios’unKıbrıs Cumhuriyeti olarak tanınmasına destek verdi. Çünkü buna karşı çıkarsa sorun büyür. Türkiye müdahale ederse Türk Yunan savaşı da çıkar ve Makarios Sovyetlere kayabilirdi. Bu nedenle Türk müdahalesi de ABD tarafından önlenmeye devam edildi.

ABD ve İngiltere için bölgede zayıf Rum tarafı ve Yunanistan ile ilişkileri yürütmek, her zaman Müslüman güçlü ve tahmin edilemez ve haklarını koruyacak bir Türkiye ve KKTC ile ilişkileri yürütmekten çok daha kolay görülmüştü. Kurban edilmek istenen Kıbrıs Türkleri idi.

Sovyetler de Makarios üzerinden çıkarlarını korumayı seçti. Kıbrıs Türklerinin hakları için Batı ile mücadele etmeyi göze almadı. Sovyetlerhem Makarios hem de Akel komünist partisi üzerinden adada ve bölgede çıkarlarını korumaya çalıştı.

Rum liderliği neden 50 yıldan fazladır devam eden müzakerelerde önce federasyon modelini istediğini söylemekte, sonra son anda hep reddetmektedir?

Rum tarafı çözüm istemeyen taraf damgası yememek için federasyon istediğini söylüyor. Ancak müzakerelerde çözüme yaklaşınca reddediyor. Her taraf fayda-maliyet hesabı yapar. Rum tarafı statükodan daha fazla kazanıyor. Türk tarafı izolasyon yaşıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Rum tarafı federasyonu taktik olarak görüyor. Annan Planına örneğin; 2004 referandumunda Türk tarafı %65 evet dedi. Rum tarafı %76 hayır dedi. Buna rağmen AB Rum tarafını üye yaptı. Rum tarafı AB’yi kullanarak baskı kurmaya başladı. 2017 yılındaki Crans – Montana görüşmelerinde Rum masada ciddi tavizlere rağmen planı reddetti. Ancak yine bir bedel ödemedi. Dolayısıyla iyimser beklentiler sahada karşılık bulmadı. Türk tarafı artık iki devlet çözümünü savunuyor.

Avrupa Birliği, Kıbrıs sorununda nasıl bir rol oynuyor?

AB, Kıbrıs’ta iki tarafı da çözüme yönlendirmeye çalışan, pozitif hareket eden ve iki tarafa da destek veren bir aktör olarak lanse edilmeye çalışılsa da gerçekte durum çok farklıdır. AB’nin Kıbrıs politikası, tamamen Rum yönetimine destek veren bir çerçevede yürütülmekte ve her adım bu yönde atılmaktadır. AB, aslında kendi stratejik çıkarlarını korumaya ve geliştirmeye çalışan bir aktördür. AB tarafsız görünse de Rum yönetimini desteklemektedir. 2004 üyelik kararı bunu göstermiştir. Doğrudan ticaret tüzüğü uygulanmadı örneğin. Rum tarafı Yeşil Hat Tüzüğü’nü kendi lehine kullandı. AB buna ses çıkarmadı. AB yardımları pratikte Rum kontrolündedir. Bu durum KKTC’nin temsil gücünü zayıflatmaktadır.

İran krizi ile Kıbrıs sorununda ortaya çıkan durum hakkında ne söylersiniz?

Rum yönetimi krizi fırsata çevirdi. İngiliz üslerine dron düştü. Rum tarafı AB ve Yunanistan’dan askeri destek istedi. Türkiye de aslında adaya bir saldırı olursa garantör olarak 4 adet F-16 gönderdi.Rum tarafı ise kendinden izin alınmadığını söyleyerek bunun gayrı yasal olduğunu ileri sürdü. Bu da Rum tarafının hala nasıl bir maksimalizm içerisinde olduğunu gösteriyor. Hatta Rum tarafı kriz dolayısı ile bölgeye gelen Avrupa güçlerinin burada devamlı kalması gerektiğini ileri sürdü. Daha sonra NATO üyeliğini gündeme getirdi. Yani Rum yönetimi İran krizini fırsata çevirme huyundan vazgeçmedi.

Konseyin yaklaşımı Kıbrıs sorununda nasıl bir etki yarattı?

Batı’nın, özellikle BM Güvenlik Konseyi merkezli uluslararası sistemin uzun yıllar Rum yönetimini “tek meşru otorite” olarak konumlandırması, Kıbrıs Türklerinin kurucu ortaklık iddialarını zayıflatırken Rum tarafında bedelsizlik duygusunu kurumsallaştırmıştır. Onlar da uzlaşma yerine maksimalist politikalara devam etmişlerdir Annan Planı’nı reddetmesine rağmen AB üyeliğine kabul edilen Rum tarafı, uluslararası tanınma ve ekonomik-diplomatik avantajların sağladığı asimetrik üstünlük sayesinde uzlaşmanın maliyetini yüksek, statükonun maliyetini ise düşük görmüş; bu da çözüm paketlerinin reddedilmesini rasyonel hâle getirmiştir.

Böylece Batı’nın çözüm üretme amacıyla kurduğu asimetrik baskı ve teşvik mekanizması ters etki yaratarak Rum tarafını statükoya bağımlı hâle getirirken, Türk tarafında federasyon beklentisini aşındırmış ve müzakerelerde tüm bedelin Türk tarafına yüklenmesi algısını güçlendirmiştir.Sonuçta kurulan bu asimetrik yapı, çözümü kolaylaştırmak yerine çözümsüzlüğü kalıcılaştırmış, sahada iki ayrı siyasal düzeni pekiştirmiş ve iki devlet realitesinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Son olarak genel bir değerlendirme yapmak ister misiniz?

Burada genel ve toparlayıcı tarihsel bir değerlendirme şu olabilir: Rum tarafının BM Güvenlik Konseyi tarafından, Kıbrıs hükümeti olarak tanınması, Kıbrıs sorununu, kendi ada gerçeklerinden ve bağlamından uzaklaştırdı ve onu Soğuk Savaş politikalarının bir parçası hâline getirdi.

Güvenlik Konseyi daimî üyeleri, kurdukları bu dengeyi korumak için Rum yönetimine destek verdiler ve bu büyük haksızlık ve adaletsizlik hep devam etti.

Bu desteği arkasına alan Rum yönetimi de, aslında o kadar özgüven kazandı ve hatta öyle bir hayal dünyasına kaydı ki, kendisi için çok avantajlı olabilecek çok sayıda çözüm planını, ideal çözümü elde edebileceğini düşünerek hep reddetti. Bu planlar içerisinde Türk askerinin adada azaltılması ve hatta geri çekilmesi gibi konular da vardı. Bu 1974’ten sonra bile devam etti.

Diğer taraftan, Türk tarafı bu planları kabul etse bile, üzerindeki ambargolar devam ettirildi. Buda Rum tarafına adeta “zaten hiçbir şey kaybetmezsin, reddetmeye devam et; en sonunda Türk tarafı ağır ambargolara dayanamayacak ve senin istediğin çözümü kabul etmek zorunda kalacaktır, kalmazsa bile sen böyle sonsuza kadar en avantajlı durumda devam edebilirsin” mesajı veriyordu. Bu desteğin başka bir anlamı olamazdı.

Ancak bu süreç, Türk tarafına, Rum tarafının istediği üniter bir çözümü empoze etmek yerine iki devlete doğru evrildi. Türk tarafı ne kadar ambargolara uğrasa ve baskı görse de, Türkiye’nin de desteği ile Kıbrıs’ın eşit ortağı olduğu gerçeğini savunmaya devam etti. Türk tarafı, elli yıllık müzakerelerde tüm federasyon çözümlerini reddeden Rum tarafının önüne, şimdi iki devlet modelini koydu. Rum tarafı bu yeni gelişmenin şaşkınlığını yaşıyor ve dış destekle süreci tekrar sonu gelmez federasyon müzakereleri statükosuna döndürmeye çalışıyor. Yani müzakereler sonuçsuz devam etsin, Türk tarafı ambargo ve dış baskılarla zayıflasın ve en sonunda Rum tarafının kabul edeceği bir üniter yapıyı kabul edecek duruma gelsin.

Bir çözümde AB üyeliği bir bal tuzağı olarak Türklere sunuldu.

Türkiye’nin üye olmayacağı bir AB de federasyonun bir federe devletçiği olacak Türk tarafının kendi çıkarlarını korumasının pek mümkün olmayacağı açıktı. Bu olursa Türklerazınlık konumuna itilecekleri egemenlikten yoksun bir statüye itilmeleri büyük olasılıktır. Bu çerçevede de, Türk askeri adadan ayrılsın ve pratikte de garantiler ortadan kalksın. Bu olmasa da, ambargolar altında yaşamaya devam etsin.

Fidias: “İki toplum birbirini affetmeli…”

İçeriği Görüntüle

Yani Batı’nın kurduğu asimetri, çözümü üretmek yerine çözümsüzlüğü kalıcılaştırdı; çözümsüzlüğün kalıcılaşması ise sahada iki ayrı siyasal düzenin pekişmesini hızlandırdı.

Unutmayalım, Batı’nın Rum tarafına verdiği açık çek ve destek, onların beklediği gibi, Türk tarafının azınlık statüsünü kabul etmesini sağlamadı. Bunun yerine, Türkleri daha kararlı hâle getirdi ve dirençlerini güçlendirdi. Sonuçta federasyonu kabul etmeyen Rum tarafının önüne iki devlet modelinin konmasına neden oldu.

Artık iki devlet modeli, geriye kalan tek çözüm modelidir ve bunu geri çevirmek pek de mümkün değildir.

Kaynak : Halkın Sesi

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r
Verified by ExactMetrics