1. Haberler
  2. Genel
  3. Mert Özyürekliler, Kıbrıs’tan izler taşıyan tasarımlarını Shirvanna markasıyla farklı ülkelere taşıyor

Mert Özyürekliler, Kıbrıs’tan izler taşıyan tasarımlarını Shirvanna markasıyla farklı ülkelere taşıyor

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Özyürekliler, ilk koleksiyonu “Mandıra”dan
Milano’ya ve göç temasını Avustralya’ya taşıyacak yeni çalışmalarına uzanan
tasarım yolculuğunu TAK’a anlattı

“Kıbrıs’ı yansıtmak misyonumdan çok kimliğimin
doğal sonucu”

“Lapta Hesap işi ve Lefkara işi gibi teknikleri
çağdaş tasarım içinde yeniden yorumluyorum”

“Göç… Hiç kimse, yaşadığı toprak onu mutlu
ediyorsa başka bir yere gitmez”

“İnsanlarımızın neden göç etmek zorunda kaldığı üzerine
düşünülürse bu yolculuğu başarılı sayacağım”

Akdoğan’da çok sevdiği
dedesinden kalan evin odalarında bugün dikiş makinesinin sesi duyuluyor. Eski
masa örtüleri, aileden kalan kumaşlar, Kıbrıs’ın gündelik hayatı ve Mesarya,
Mert Özyürekliler’in ellerinde yeni hikayelere dönüşüyor. Özyürekliler, şimdi
ise bu hikayeleri Avustralya’da sergileyeceği göç temalı koleksiyonuna taşıyor.

Kıbrıslı Türk moda tasarımcısı ve Shirvanna markasının kurucusu 28 yaşındaki
Özyürekliler, kasım ayında Sydney’de düzenlenecek Fabrics of Modern Australia
etkinliğinde yeni koleksiyonundan 10 tasarımı sergilemeye hazırlanıyor.

Özyürekliler, geride bırakılan eşyaları, saklanan mektupları ve yıllarca
süren geri dönme beklentisini taşıdığı “göç” temalı yeni koleksiyonunun
tamamını ise aralık ayında Kıbrıs’taki ilk defilesiyle tanıtmayı planlıyor.

Türk Ajansı Kıbrıs’a konuşan Özyürekliler, Akdoğan’daki atölyesinden
İngiltere’deki eğitim yıllarına, ilk koleksiyonu “Mandıra”dan Milano’ya ve göç
temasını Avustralya’ya taşıyacak yeni çalışmalarına uzanan tasarım yolculuğunu
anlattı.

– “Çalışmalarımda hep bir ‘kimlik ifadesi’ var”

18 yaşında İngiltere’ye giden Özyürekliler, University for the Creative
Arts’ta güzel sanatlar eğitimi aldı. Eğitiminin teknik beceriden çok
araştırmaya, düşünmeye ve üretilen işin arkasındaki fikri sorgulamaya
odaklandığını belirten Özyürekliler, üniversitedeki çalışmalarını “kimlik
ifadesi” üzerine kurduğunu kaydetti; bu arayışın bugün moda alanındaki
çalışmalarını da şekillendirdiğini söyledi.

Özyürekliler, bu süreci anlatırken “Ben ne kadar kendimi ifade etmeye
çalışırsam o kadar içime dönüp bakarım, kendimi o kadar çok tanırım. Kendimi
ifade edersem ‘Ben buyum’ diyebilirim. Etmezsem herkesin söylediği, herkesin
yazdığı olurum.” dedi.

Moda tasarımına geçişinin planlı olmadığını; başlangıçta bir şeyler dikip
satarak gelir elde etmek istediğini anlatan Özyürekliler, ilk dikiş makinesini
2019’da aldığını, sık sık bozulan bu makineyle çocukluk oyunlarında yarattığı
hayali bir karakter olan Shirvanna ismini zamanla bir markaya dönüştürdüğünü
kaydetti.

Askerlik döneminin yanı sıra iki yıl hasta olan dedesine baktığını anlatan
Özyürekliler, bu süreçte üretiminin zaman zaman yavaşladığını ancak kumaşla
çalışmanın hayatındaki yerini koruduğunu söyledi. Özyürekliler, “Resim yapmayı
ve sanatı severim. Ama kumaşlarla daha rahatım. Her gün resim yapma ihtiyacı
hissetmem ama dikme ihtiyacı hissederim. Farklı disiplinlerde yetişen
insanların moda tasarımına farklı bir bakış açısı getirdiğini düşünüyorum.”
ifadelerini kullandı.

– “Kıbrıs kültüründeki zanaatları araştırıyorum, kaybolma tehlikesi olan
teknikleri öğrenmeye çalışıyorum”

Yaklaşık altı yıldır küçük ölçekte üretim yapan Özyürekliler, son iki-üç
yılda ise Kıbrıs kültüründeki zanaatları araştırmaya ve kaybolma tehlikesi
bulunan teknikleri öğrenmeye yoğunlaştı.

Nakıştan kalıba, tekstil tasarımından dikişe kadar bütün aşamaları tek
başına yürüten Özyürekliler,
Lapta Hesap işi ve Lefkara
işi gibi teknikleri çağdaş tasarım içinde yeniden yorumladığını söyledi.

Bu zanaatların genç nesiller tarafından çok bilinmediğini kaydeden
Özyürekliler, ileride bu becerileri genç nesillere aktarmayı hedeflediğini
söyledi. Özyürekliler, “Belki bir gün bunları bilen son insanlardan biri
olacağım. Belki 70 yaşıma geldiğimde bu atölyenin balkonunda çocuklara
öğreteceğim. Bu kadar bilgiyi öğrendikten sonra aktarmamak bencillik olur.
Benimle ölmesini istemem.” dedi.

– “Her materyalin bir dili vardır. Onu kendi dilinde konuşturabilirseniz
konuşur”

Özyürekliler, dedesinin evini atölyeye dönüştürdüğüne dikkat çekerek,
Shirvanna’nın ilk resmi koleksiyonu olan “Mandıra”nın yine bu evde bulduğu bir
malzemeyle başladığını kaydettiparçalanan yorganın içinden çıkan, atmaya
kıyamadığı koyun yünleri.

Bu yünlerle yaptığı tasarımın da yer aldığı Mesarya’yı, ailesinin
hayvancılık geçmişini ve kırsal emeği odağına alan koleksiyonunu, 2025’te
Milano Moda Haftası günlerinde düzenlenen Dünya Sürdürülebilirlik Örgütü’nün gösterisinde
sergileyen Özyürekliler, şunları söyledi

“Her materyalin bir dili vardır. Onu kendi dilinde konuşturabilirseniz
konuşur. Ben bu koyun yününü bir yere koymasam da duyana konuşur, görebilene
kendini gösterir. Ancak onu başka bir bağlama yerleştirdiğinizde kendini daha
rahat ifade eder.”

Kullandığı kumaşların büyük bölümünün kendisine verilen veya yıllar içinde
bulup topladığı malzemelerden oluştuğunu kaydeden Özyürekliler, eldeki
kumaşlara yönelmesinin sürdürülebilirlik düşüncesinden önce maddi koşullardan
kaynaklandığını belirtti.

Bunun yanında modada sürdürülebilirliğin önemine dikkat çeken Özyürekliler,
geçmişte Kıbrıs’ta insanların ellerindeki malzemeleri yeniden kullanmasının
gündelik hayatın doğal bir parçası olduğunu vurgulayarak, “Asıl
sürdürülebilirlik bizim kültürümüzdedir. İnsanlarımız sürdürülebilir yaşardı.
Ben de bunu işimde kullanmaya çalışıyorum.” dedi.

– “Aktarmazsak hiç yaşanmamış olacak… Ama o insanlar bunları boşuna
yaşamadı”

Tasarımlarında geleneksel kıyafetlere ve hayvancılığa göndermeler
bulunduğunu anlatan Özyürekliler, bunun baştan belirlenmiş bir “Kıbrıs’ı
yansıtma” misyonundan çok kendi kimliğinin doğal sonucu olduğunu söyledi ve
şunları kaydetti

“Bu adada herkesin yolu bir şekilde mandıradan geçmiştir. Mandıra olmasa
bir domates, bir karpuz ekmiştir. Modernizmin etkisiyle Kıbrıs’ta farklı bir
hayat yaşamaya çalışıyoruz. İnsanları da anlıyorum. Ancak ben dönüp kim
olduğumuza bakalım istedim. Bu da bir kimlik sorgulamasıydı.”

Özyürekliler, geçmiş kuşakların hikayelerini dinledikçe eski bulunduğu için
gözden kaçırılan alanlarda aktarılması gereken büyük bir birikim olduğunu fark
ettiğini belirterek, birçok sorunun yeterince ifade edilememiş olmasından
kaynaklı olduğuna inandığını söyledi. Bu noktada kendini sorumlu hissettiğini
kaydeden Özyürekliler, “Bana öyle geliyor ki aktarmazsak hiç yaşanmamış olacak.
O insanlar boşuna yaşamış gibi olacak. Ama boşuna yaşamadılar. Ben bu
yaşanmışlığa yoğunlaşmak istiyorum.” dedi.

– “100 tane hatalı gömlek dikmişimdir, 101. hatasız oldu”

Kıbrıs’ta gençlerin engellere takılmadan hedeflerini için çalışmalarının
önemini vurgulayan Özyürekliler, kendinin tüm maddi imkansızlıklara rağmen bu aşamaya
gelebildiğini kaydetti. Özyürekliler, “Yüz tane hatalı gömlek dikmişimdir;
101’incisi hatasız oldu. Ama o yüz hatayı yapmadan 101’inciyi dikemezdim. Hata
yapacaksınız.” dedi.

Diğer yandan, çalışmalarını gelire dönüştürme konusunda yaşadığı zorluklara
değinen, üretimini maddi olarak sürdürülebilir kılmanın yollarını aradığını
kaydeden Özyürekliler, özellikle koleksiyon dönemlerinde özel sipariş almakta
zorlandığını, bazı parçaların el işlemesinin iki-üç gün sürdüğünü anlattı.

Markayı büyütmek istediğini ancak üretimden kopacağı geleneksel bir butik
veya büyük moda markası modeline dönüşmek istemediğini belirten Özyürekliler,
Lefkoşa’da çalışmalarını daha ulaşılabilir kılacak bir alan açmayı da istediğini
ifade etti.

– Göç… “Bir insan neden 28 saat uzaktaki bir yere gider?”

Yeni koleksiyonu üzerinde Kasım ayında
Avusturalya’da düzenlenecek FOMA’ya katılma daveti almasıyla birlikte çalışmaya
başladığını kaydeden Özyürekliler, Avustralya’nın uzaklığı ile Kıbrıslı
Türklerin bu ülkedeki varlığı arasında kurduğu bağın koleksiyona yön verdiğini,
göç izlerini taşıyan bir koleksiyon sürecine girdiğini belirtti.

Özyürekliler, “Bir insan neden 28 saat
uzaklıktaki bir yere gider? Durup bunu düşündüm. Neden? Demek ki gitmek zorunda
kaldılar.” ifadelerini kullandı.

Göçü siyasi olayların kronolojisinden çok insan duygusu üzerinden ele almak
istediğini söyleyen Özyürekliler, insanların geride ne bıraktığına, yanlarında
ne götürdüğüne ve yaşananların sonraki kuşaklara nasıl aktarıldığına
odaklandığını ifade ederek, şunları söyledi

“Göç, geçmişten bugüne bu coğrafyanın hep bir parçası oldu. Buradan giden
de buraya gelen de var. Hiç kimse, yaşadığı toprak onu mutlu ediyorsa çıkıp
başka bir yere gitmez. Herkes kendisi ve ailesi için, daha iyi yaşam şartları
arayarak bir yere gider. Bu nedenle ben buraya gelen hiç kimseyi de
yargılamam.”

– “Yaşanılanların düşünülmesi için küçük bir kapı açmaya çalışıyorum… Zaten
sanatın olayı o”

Ailesinden kendisine kalan “ait olamama halinin” koleksiyonun merkezinde
bulunduğunu belirten Özyürekliler, anneannesinin halen Güney’deki eski köyünden
“bizim oralar” diye söz ettiğine dikkat çekti.

Özyürekliler, “Anneannem buraya hiçbir zaman ait hissedemedi. Dedem 50-60
yıl bu evde yaşadı ama eve bir çivi çakmadı; geçici olduğunu düşündü. İlk yıl
geri gideceklerini düşündüler. Sonra ‘Belki bir yıl sonra’ dediler. O bir yıl,
bir yıl derken 50 yıl geçti. Bu insanlar sürekli bir bekleme halindeydi.” dedi.

Göçün Kıbrıs’ta yalnızca 1974’le sınırlandırılamayacağını belirten
Özyürekliler, araştırmasında 1974’teki zorunlu yer değiştirmelerin yanı sıra
daha önce İngiltere’ye, Avustralya’ya ve başka ülkelere giden insanların hikayelerine
de baktığını kaydetti.

Araştırması sırasında Kıbrıs’tan çeşitli ülkelere göç eden kişilerin
hikayelerini dinlediğini, mektuplarını okuduğunu, video anlatılarını
dinlediğini belirten Özyürekliler, göçle bağlantılı somut objelere de yer
verdiği tasarımlarının merkezinde insanın yerinden edilme deneyiminin
bulunduğunu vurguladı.

Koleksiyonda vereceği mesajın ne olacağına yönelik soruya ise Özyürekliler,
“Benim ‘bu budur’ deme gailem yok. Mesaj vermeye değil, sorgulatmaya
çalışıyorum. Yaşanılanları düşünmek için küçük bir kapı açmak istiyorum. Zaten
sanatın olayı o.” ifadelerini kullandı.

– “Emek, sabır ve zanaat”

Avustralya yolculuğunun başarısını satıştan veya görünürlükten önce
izleyicide yaratacağı düşünceyle ölçeceğini vurgulayan Özyürekliler,
“İnsanlarımızın neden göç etmek zorunda kaldığı daha çok sorgulanırsa bu
yolculuğu başarılı sayacağım. Göç eden insanların yaşadıklarına ilişkin
izleyicide empati yaratabilirsem ne mutlu bana.” şeklinde konuştu.

FOMA’dan döndükten sonra aralık ayında koleksiyonun tamamını Kıbrıs’taki
ilk defilesiyle sunmaya hazırlanan Özyürekliler, Avustralyalı izleyicinin
Shirvanna ve Kıbrıs hakkında ne hatırlamasını istediği sorusunu üç kelimeyle
yanıtladı.

Özyürekliler, “Emek, sabır ve zanaat.” dedi.

Fotoğraflı

Haber
Cemre Peral Yanıker – FotoğrafTimuçin Yıldırım

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Merakli Gazete ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.